1. Haberler
  2. Genel
  3. “1 NUMARALI SANIK” ÖLÜME NASIL GÖTÜRÜLDÜ ???

“1 NUMARALI SANIK” ÖLÜME NASIL GÖTÜRÜLDÜ ???

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Tarih: 27 Mayıs 1881, Pazartesi

Yer : Yıldız Sarayı

O gün sarayın bahçesindeki Malta Köşkü’nde tarihi bir duruşma vardı. Mahkeme, 1876’da cunta kurup darbe yaparak Sultan Abdülaziz’i öldürdüğü iddia edilenleri yargılayacaktı.

Diyeceksiniz ki: “Darbe beş yıl önce olmuş niye şimdi yargılıyorlar?” Sonra ekleyeceksiniz : “Padişah Abdülaziz intihar etmemiş miydi?”

Bu konuya geleceğim. Önce mahkemeyle ilgili bilgiler vereyim: Mahkeme yeri dikkatinizi çekti mi? Yıldız Sarayı’nda oturan II.Abdülhamid, mahkemenin kendi kontrolünde olmasını istiyordu. Mahkeme heyetini de kendisi seçmişti.

Mahkeme başkanı kimdi dersiniz? Davanın “1 Numaralı Sanık”ın Tuna Valiliği döneminde, yolsuzluk yaptığı için kadılık görevinden aldığı Sururi Efendi! Sanki “öcünü alsın” diye mahkemeye başkan yapılmıştı.

Mahkeme heyetinin üyeleri yazarak işi uzatmaya gerek yok. Yalnız, mahkeme başkanının hemen arkasındaki koltukta oturan birini yazmalıyım: Adliye Nazırı Cevdet Paşa! O da, yenilikçilerin önderi “1 Numaralı Sanık” ile yıllarca ideolojik kavga eden eden gelenekçilerin lideriydi.

Sanıkların avukat tutmalarına izin verilmedi. Onları savunacak avukatları doğrudan doğruya Adliye Nezareti (Adalet Bakanlığı) seçti. “1 Numaralı Sanık” avukatı reddetti.

Duruşma salonu yerli ve yabancı gazetecilere açıktı; yalnız, yabancı gazetecilerin tercüman getirmesine izin verilmedi! Ayrıca yazılan haberler sansürden geçmek zorundaydı!

Duruşma…

Saat 09.00 gibi 11 sanıklı dava başladı.

Kimlikleri soruldu.

İddianame okundu: 1876 darbesini yapanlar bazı tetikçileri görevlendirerek devrik Sultan Abdülaziz’i öldürmüşlerdi.

İddianame öyle gizli tanıklara filan dayandırılmıyordu. Bizzat sanıklardan Pehlivan Mustafa, Boyabatlı Hacı Ahmed ve Cezayirli Mustafa itiraf edip “öldürdük” demişlerdi. İfadelerinin ne derece doğru olduğuna değineceğim. Ancak bu itiraflar üzerine Başsavcı Latif Bey şu iddiayı öne sürdü : “Bunlar tek başlarına böyle bir cinayet işleyemezler, mutlaka darbeyi yapan cuntacılardan emir almışlardır!” Tanışıklığa ilişkin bilgi/belge yoktu ama zaten bu delilleri arayan da yoktu!

Saat 14.00’te “1 Numaralı Sanık“a söz verildi.

İlk sözleri şöyle oldu:

“Cenab-ı hakka şükrediyorum, böyle bir mahkemeye HIRSIZLIK, YOLSUZLUK, RÜŞVET ve ÜLKEDE FESAT ÇIKARMAK gibi bir suçla davet edilmedim. Buraya gelişimin nedeni, milletime ve vatana olan sevgimdir.

Bu sözlerin sahibi “1 Numaralık Sanık” yıllarca valilik, nazırlık ve sadrazamlık yapmıştı.

Mahkeme Başkanı Sururi Efendi sertçe araya girerek “İddianameye ne diyeceksiniz?” diye sordu.

“Yalnız iki yerini doğru buldum” diye yanıt verdi. “Birincisi iddianamenin başındaki besmele, ikincisi ise iddianamenin altındaki tarih!”

Ardından iddianamede 93 yalan ve yanlışın olduğunu söyledi. Bunların, görüşülmesini istedi, ama mahkeme buna izin vermedi. Sadece soruları yanıtlamasını istedi.

Sanıkların, sobalarda yakılarak, lağımlara sokulup, aç susuz bırakılarak ifadelerinin alındığını söylemek istedi; susturdular. Aksine sanıklar padişah tarafından gönderilen kuzu etiyle beslenmişti! Yalandı.

Mahkeme iki gün sürdü; 29 Haziran’da karar açıklandı:

İdam.

Aslında tüm süreç çok önceden planlanmıştı, senaryo çok önceden yazılmıştı. Öyle ki: “1 Numaralı Sanık” için basında yıpratma kampanyası başlatıldı. Bunun başını II.Abdülhamid’in beslemesi “Tercüman-ı Hakikat” çekti.

İlginçtir: Gazetenin sahibi Ahmed Midhat Efendi‘yi elinden tutan ilk kişi, Tuna Valisi “1 numaralı Sanık” idi. Ahmed Midhat, ilk gazetesi Tuna’yı onun sayesinde çıkarmıştı. Keza “1 Numaralı Sanık” Bağdat Valiliği sırasında da Ahmed Midhat’ı yanında götürüp gazete çıkarmasını sağlamıştı. Sadece onu değil, ağabeyini de yanına almış ve paşalığa kadar yükselmesini sağlamıştı. Ve en acıklısı; adını vermişti!

Ahmed Midhat, gazetesinde bir dönem hamiliğini yapan bu kişiyi itibarsızlaştırma kampanyasının başını çekiyordu. Ama korkaktı, yazılarına adını koyamadı. Örneğin, 20 Mayıs 1881’deki imzasız yazısının bir örneğini de II.Abdülhamit’e göndermişti. Ama, imzalı olarak! Bu durum gerici isyanı bastıran Hareket Ordusu’nun 1909 Yıldız Sarayı baskınında ele geçirdiği belgeler arasından çıkacaktı.

Peki ne olmuştu da bir dönem iktidarın gözdesi olan, 1876 Anayasası’nı hazırlayan bu devlet adamı, beş yıl sonra “1 Numaralı Sanık” oluvermişti?

Hakkındaki iddia müthişti: Cumhuriyetçiydi!

“Cumhuriyet” kavramı o dönem Osmanlı aydınlarına yabancıydı. Ancak başta “1 Numaralı Sanık” olmak üzere Batı’nın fikirlerine yakın münevverler “kul ve tebaa” ilişkisine kafa yoruyorlardı. Modern devletin temelini “kanun önünde eşit vatandaş”ın oluşturduğuna inanıyorlardı. Kuşkusuz buna en iyi cumhuriyet rejimi sağlayabilirdi. “1 Numaralı Sanık” ağzına hiç “cumhuriyet” sözcüğünü almamıştı, ama ileri sürdüğü fikirler cumhuriyetle örtüşüyordu.

Sonunda… Taif zindanında boynu kırılarak öldürüldü. Resmi raporlara “sirpençe (kan çıbanı, kızıl yara) hastalığından öldüğü” yazıldı.

Sanıyorum “1 Numaralı Sanık”ın kim olduğunu biliyorsunuz: Midhat Paşa.

Namık Kemal ve Midhat Paşa’nın başına gelenler bu topraklarda “aydın ölümüne” sebep oldu, bir daha kolay kolay hiçbir aydın başkaldıramadı; düzene uydu…”

Samizdat (sf. 421-423) Soner Yalçın

3
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
“1 NUMARALI SANIK” ÖLÜME NASIL GÖTÜRÜLDÜ ???
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

İzmir Kaktüsü ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!