
28.8.2022 tarihinde Karşıyaka Belediyesi tarafından yapımına girişilen “Anıt Cafe” inşaatının yanlış olduğu, bu yapının KAÇAK olduğu, kıyı kenar çizgisi içine bu tür ticari bir yapı yapılamayacağını belirtmiştim.
Sık sık da bu yapı KAÇAK diyerek ilgilileri uyarmıştım.

Böyle bir çirkin yapıya karşı çıkmak için şehir plancısı olmaya, imar hukukunu iyi bilmeye gerek yoktur. Biraz estetik duyarlılığı olan kişi sahile böyle bir yapı yapılmayacağını bilir, öngörür ve buna karşı çıkar diye düşünüyorum.
Karşıyaka’da yaşayan herkesin (tüm canlıların) yürüdüğü, koştuğu, nefes alabildiği denize sıfır alana böyle çirkin bir bina nasıl/niye yapıldığını anlamak mümkün değildi(r) !!!
Meydanın çirkin yapılı hali…

Böylesi çirkin bir yapıyı yapmakta ısrar eden kişinin asıl uzmanlığının estetik cerrahi olması da tuhaf bir durumdur.
Bugün sahile gittiğimde bu çirkin yapının yıkıldığı ve meydanın açıldığını gördüm.
Meydanın çirkin yapı yıkıldıktan sonraki hali.

Meydanın çirkin yapı varken ve yıkıldıktan sonraki fotorafları yukarıdadır.



Bu aşamaya nasıl gelindi?
Yukarıda bahsettiğimiz çirkin yapıdan rahatsızlık duyan çevre halkı yapılan çirkin yapının yıkılması için idareye karşı iptal davası açmış ve bu davayı kazanmıştır. Ardından yerel mahkemenin iptal kararı Karşıyaka Belediyesince istinaf mahkemesine taşınmıştır.
İstinaf Mahkemesi de 4.12.2025 tarihinde yerel mahkemenin iptal kararını onamıştır.
Gerekçeli kararında
bu yapının
“yapı ruhsatı olmaksızın yapıldığını”,
“isyeri açma ve çalısma ruhsatı alınmaksızın ticari faaliyete başladığı”
tespitini yaptıktan sonra onama kararını vermiştir.
İSTİNAF MAHKEMESİ, ONAMA KARARINI OYBİRLİĞİ İLE ALMIŞ, KARARININ KESiN, DANIŞTAY’A TEMYİZ YOLU KAPALI OLDUĞUNU DA BELİRTMİŞTİR.
Bir belediye ve onun başkanını düşünün yapı ruhsatı alınmadan inşaata, çalışma ruhsatı alınmadan da ticari faaliyete başlanabileceğini sanmaktadır !!!
Not : Bu çirkin yapı KAÇAK OLDUĞU gibi kıyı kenar çizgisi içine yapıldığı için de mevzuata aykırıdır.
Neden böyle oluyor?
Bu sorunun bir de siyasi boyutu vardır.
Yönetim erki, ele geçirildiğinde vazgeçilmesi ve paylaşılması olanaksız bir olgudur. Yönetim erkini ele geçiren tekçi anlayış gücünü paylaşmak istemez, eleştireye tahammül edemez, bireysel faydaya yönelik eğilimlere yatkınlığı ise çok yüksektir.
“Siyasi literatürde “mutlakiyetçilik” olarak geçen tekçi yönetim anlayışı , tek bir egemen hükümdarın, başkanın veya liderin bir ülke üzerinde tam ve sınırsız bir güce sahip olduğu bir siyasi sistemdir. Genellikle bir monark veya diktatöre verilen mutlakiyetçi bir hükümetin gücü, yasama, yargı, din veya seçim gibi başka hiçbir iç kurum tarafından sorgulanamaz veya sınırlandırılamaz.” (Vikipedi)
Mutlakiyetçiliğin panzehiri ise etkin denetim, eleştirel aklın varlığı, bağımsızlığı, sesini duyurabilmesidir. Bir diğer çözüm ise gücün farklı kurumlara dağıtılması, bu farklı kurumların başı ile çalışanlarının liyakat ile seçilmesi, atamaların ve yükselmelerin tek adamın iki dudağı arasına bırakılmaması, bu kurumların bağımsız olabilmesi ve kalabilmesi ile mümkün olabilir. Denetim ve eleştirel aklın varlığını sürdürebileceği yerler ise meclisler, medya, sivil toplum kuruluşları, dernekler ve sendikalardır. Buralara yapılacak atama ve görevlendirmelerin de tek adamlarca yapılmaması gerekir.
Mutlakiyetçi anlayışın yetkilerini kısıtlayabilmek için insanlık yüzlerce yıl mücadele etmiştir. Bugünkü güçler ayrılığına geçiş hiç de kolay olmamıştır. Tek adam ve bu sistemden beslenen zümreler sahip oldukları olanaklardan vazgeçmek istememişlerdir.
Bu nedenle tek adam rejimlerine çeki düzen veren, müdahale eden, yetkilerini kısıtlayabilen eleştirel akla ve söylemlere büyük gereksinim vardır.
Belediye başkanlarının mutlakiyetçi yaklaşımlarına set çekmek veri koşullarda bir zorunluluktur.
Set çekilmediğinde toplumsal zarar ile dejenerasyon çok yüksek olacaktır.
Sonuç olarak, Cemil Tugay ve tekçi yönetim anlayışı bir kez daha hukuk duvarına toslamıştır.
İbrahim Naki AVŞAR (2.1.2026) Karşıyaka/İZMİR
Meydana yapılan çirkin yapının yıkılması anısına çektiğim video ile birkaç fotoğraf…











