Atatürk ile Nâzım Hikmet arasındaki ilişkiyi en iyi bilecek olan kişilerden biri Zekeriye Sertel’dir.
Zekeriye Sertel, Nâzım ile ilk kez ne zaman tanıştığını bakın şöyle anlatıyor:
“Nâzım Hikmet’i ilk kez 1927’de İstanbul’da tanıdım. O vakitler “Resimli Ay” dergisini çıkarıyor, dergide zamanın bir çok edip ve yazarlarıyla işbirliği yapıyordum. Nâzım da, Sovyetler Birliğinden yeni dönmüştü. İşsizdi. İş arıyordu, fakat basında kimse ona iş vermeye cesaret edemiyordu. Zaten o zamanlar büyük bir şair olarak da henüz tanınmış değildi. O vakte kadar basında şiiri çıkmamış, adı duyulmamıştı.
Bir gün Nâzım’ın çok eski arkadaşı ve Türkiye’nin tanınmış yazarlarından Vâlâ Nurettin (Vâ-Nû) beni ziyarete gelmişti. Konuşma sırasında Nâzım’dan söz açtı. Onun çok büyük bir şair olduğunu, fakat bir yerde iş bulamadığını anlattı. Nâzım’ı yanıma almamı, beraber çalışmamızı önerdi.
Vâlâ Nurettin, Nâzım’ın çocukluk arkadaşıydı. Millî Kurtuluş Savaşı’nda beraberce Anadolu’ya geçmiş, sonra da birlikte Moskova’ye giderek orada okumuşlardı.
Konuştuğumuzun ertesi günü Vâlâ, Nâzım’ı “Resimli Ay”a getirdi. Nâzım’ı ilk kez görüyordum.
Uzun boylu, sarı kıvırcık saçlı çok sevimli ve güzel bir gençti. İlk bakışta insanı kavrayan bir hali vardı. Mütavazı, utangaç ve çekingen bir genç izlenimi veriyordu.
Vâlâ, Nâzım’ın nasıl bir büyük şair olduğunu anlattıkça Nâzım utancından başını yere eğiyor, yüzüme bakmaya cesaret edemiyordu. O gün Nâzım’ın “Resimli Ay’da” çalışmaya başlamısını kararlaştırdık.”
Peki, Atatürk’ün davetini Nâzım Hikmet neden ve nasıl reddetmiştir.

Zekeriye Sertel, Hatırladıklarım isimli kitabında bu durumu şöyle anlatıyor:
“Atatürk ve Nâzım Hikmet
Nâzım’ın ünü günden güne yayılıyor, ziyaretçileri ve hayranları çoğalıyor, herkes ondan söz ediyordu.
Ünü, sonunda Mustafa Kemal’e kadar ulaştı. Mustafa Kemal’in İstanbul’da bulunduğu bir sırada, bir akşam Dolmabahçe Sarayı’ndaki sofrada Nâzım’ın adı geçer.
Hazır bulunanlar Nâzım’dan hayranlıkla söz ederler.
Kendisine, Nâzım’ın çağımızın en büyük Türk şairi olduğu söylenir.
Merak eder. Bir şiirini dinlemek istediğini gösterir. Nazım’ın şiir plakları getirilip çalınır. Mustafa Kemal dik-
kat ve hayretle dinler. Sonra, “Bu şair sizlere benzemiyor,” der. Ve Nåzım’ı getirtip şiirlerini onun kendi ağzından dinlemek arzusuna kapılır.
“Bu şairi bulup getirsinler,” emrini verir.
Fakat, vakit gece yarısını geçmiştir. Telefonla Kadıköy Polis Merkezi’ne Nåzım’ı bulup getirmeleri emri verilir. Gece geç vakit bir polis, Nåzım’ın evinin kapısını çalar. Nåzım uykudan kalkıp kapıyı açar. Karşısında polisi görünce şaşırır. Bir an soğuk terler döker.
Polis, nezaketle Mustafa Kemal’in kendisini Dolmabahçe Sarayı’nda beklediğini bildirir.
Nåzım o vakit kendisine gelir,
Oğlum der, Paşa’ya benden selam söyleyin. Ben “Deniz Kızı Eftalya” değilim.
Bunu der ve kapıyı kapatır.
Mustafa Kemal o sıralarda sofrasına Eftalya Hanım adında bir şarkıcı kızı getirtmeyi âdet edinmişti.
Nâzım, şarkıcıya benzetilmekten kırılmıştı. Bu cevabıyla Mustafa Kemal’e, bir basit şarkıcı gibi çağrılamayacağını anlatmak istemişti.
Nazım’ın cevabı kendisine bildirildiği zaman Mustafa Kemal’in tepkisi şu olmuş:
–Aferin çocuğa … İşte şair dediğin böyle olmalı !
Mustafa Kemal de bu cevabıyla kendi büyüklüğünü göstermiştir. Yoksa bu cevaba kızabilir ve Nâzım’a yapmadığını bırakmazdı.” (x)

Atatürk ile Nazım’ın tanışma olasılığı böyle bir nedenle başarıya ulaşmamıştır.
(x) : Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Remzi Kitabevi
İbrahim Naki AVŞAR (3.10.2026) Karşıyaka / İZMİR



