“Peşkeş”, “peşkeş çekmek” ne demektir ?
Bu soruya yapay zeka bakın nasıl yanıt veriyor:
“Peşkeş, Farsça kökenli (pīş-kaş) bir kelime olup, bir çıkar veya yaranma amacıyla, verilmemesi gereken bir şeyi başkasına uygunsuz şekilde bağışlamak, devretmek veya sunmak anlamına gelir. Günümüzde genellikle siyasi veya ekonomik yolsuzluk iddialarında, kamu malının yersiz kullanımı anlamında “peşkeş çekmek” deyimiyle kullanılır.
Peşkeş Kelimesinin Anlamı ve Özellikleri:
- Kelime Kökeni: Farsça pēş (ön) ve kaşīdan (çekmek) kelimelerinin birleşimiyle oluşmuştur.
- Tarihsel Kullanım: Osmanlı bürokrasisinde üst makamlara veya hükümdara sunulan armağan, hediye.
- Güncel Kullanım:
Yaranmak, çıkar sağlamak için haksız yere verilen, başkasına aktarılan mal veya kaynak.
Vikisözlük +4
Peşkeş Çekmek Deyiminin Kullanım Örnekleri:
- Ekonomik/Siyasi Bağlam: “Halkın malı peşkeş çekilemez!”
- Kaynakların Devri: “Devletin arazisi belirli kişilere peşkeş çekildi”
- Yolsuzluk İddiaları: “Milli servetimizin kaçırılması ve peşkeş çekilmesi”
YouTube +2
Peşkeş Kelimesinin Eş Anlamlıları veya Yakın Anlamlıları:
- Hibe (bağış)
- Armağan / Hediye (tarihsel anlamda)
- Yersiz devir
- Kıyak (argo kullanımda benzer bağlamda)
TDV İslâm Ansiklopedisi” (Yapay Zeka)
Bu kavram, ilk kez ne zaman kullanılmaya başlanmıştır?
Bu sorunun yanıtının araştırılması gerekir.
Öncelikle “peşkeş” sadece bugünü ilgilendiren bir olgu değildir.
Selçuklu devletinden, Osmanlı’ya oradan da günümüze kadar gelmiş bir olgudur.
Bu kapsamda resmi tez tarihçiliği yapan kitaplar ile karşıt kitapların “dizin” bölümleri incelendiğinde de genellikle “peşkeş” olgusuna yer verilmediği görülür!!!
İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Halil İnalcık gibi resmi tez yanlısı tarihçilerin “peşkeş” olgusuna dizin bölümünde değinmediği görülmektedir.
İlginçtir, Niyazi Berkes, Stefanos Yarasimos, Şevket Pamuk, Sina Akşin’in kitaplarının “dizin” bölümünde de “peşkeş” kelimesine rastlayamazsınız.
Araştırmaya devam ettiğinizde de, “peşkeş” olgusunun, Selçuklu’dan, Osmanlıya oradan da bugünkü Türkiye’ye sirayet etmiş çirkin bir olgu olduğu karşınıza çıkar.
Selçuklu Devleti deyince, akla ilk gelen isimlerden Vezir Nizamü’l-Mülk “peşkeş” uygulamasına “Siyasetname” kitabında yer vermiş olabilir mi diye şöyle bir baktığınmzda onun da “peşkeş”ten bahsetmediği görülmektedir.
Oysa, Nizamü’l Mülk’ün devlet yönetiminde uygulanan ve uygulanacak yöntemleri “Siyasetname” isimli kitabında en ince ayrıntılarına kadar anlatan bir kişi olmasına rağmen, peşkeş olgusuna nedense (!!!) değinmediğini görürsünüz???
(Nizamü’l-Mülk nevi şahsına münhasır bir kişi olduğu için ayrı bir yazı konusu yapacağız.)
Osmanlı tarihi ile ilgili nesnel bilgiler içeren Prof Mustafa Akdağ’ın “Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi” kitabında ise peşkeş olgusu karşınıza çıkar.
Akdağ, “peşkeş” olgusunu hakkında;
“Devlet büyüklerine, SULTANA, hatta öteki memurlara misafir olarak gittiklerinde veya başka suretle halk ile görüştüklerinde, Selçukîler devrinden beri “peşkeş” verilmesi zorunluydu” diyerek açıklamalarına başlar.
Padişah ve diğer üst düzey kişilerin halkla görüşmeleri peşkeş = hediye = bahşiş karşılığında olabilmektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken konu, peşkeşin halk tarafından padişaha ve diğer üst düzey kişilere verilmesidir.
“Sultan (padişah)” başta olmak üzere bir “devlet büyüğü” ve “üst makam sahibi” şehir ve kasabalardan birine konuk olarak inerse veya herhangi bir nedenle halkın böyle bir büyüğü ziyaret töreni olursa, kendisine “peşkeş” sunmak, uyulması gerekli bir bir gelenektir.”
Bu cümleden çıkan sonuç, zorbalıkla yönetici olan padişahın, halkla görüşmek için peşkeş almayı içine sindirebilmesidir.
Ayrıca, vezir ve öteki yüksek makam sahibi kişilerin de padişaha peşkeş sunması ayrıca bir garip durumdur.
Allahın yeryüzündeki gölgesi, tüm toprakların sahibi olduğu iddia edilen padişahın halktan ve üst düzey yöneticilerden görüşmek için hediye, bahşiş, peşkeş alması çok garip bir durum olarak ortada durmaktadır.
“Hele, Konya Selçukî sultanları için “peşkeş” büyük bir gelir kaynağı idi ve en büyük değerde olanlarını da “vezirler ve öteki yüksek makamlı devlet adamları (padişaha) sunuyor idi.”
“Sultandan sonra gelen diğer her bir üst makam sahibine, kendinden küçük olan ve halkın ileri gelenleri ziyaret ve misafirliklerde “peşkeş” sunmak zorunda idiler.”
“Özellikle (parasızlığın gelip çattiğı) 16. yüzyıldan itibaren “adet” olduğu üzere küçüklerden ve halktan büyüklere, saygı göstererek, “hediye” sunma zorunluluğu tekrar canlanmıştır!!! “
Günümüzde yaşanan kirlenmenin ve çürümenin kaynağı taaa Selçuklu Devletine kadar gitmektedir.
Alınan rüşvetin, haracın, salınan garip cezaların, vergilerin çıkış noktasının/köklerinin taa Selçuklu ve Osmanlı Devletine kadar gittiği görülüyor.

Bu tür çirkinlikleri “padişah ihsanda bulunuyordu” tezi ile etik hale getirerek aklamak olası değildir.
Osmanlı yöneticilerinin halktan 72 çeşit şeri, 96 çeşit örfi vergi aldığı tezi (Mehmet Bayrak’ın tezi) ortada dururken, bir de halktan peşkeş almayı akıl ve mantıkla açıklamak mümkün değildir.
İbrahim Naki AVŞAR (13.10.2023)



